Oh olsun mu gerçekten?


Ankara’da her gün yanından geçilen sokağın tam ortasında patlayan hayatlar… Duvarlara takılan mutluluk tebessümleri… Çivilerle bezenmiş bombanın yarım bıraktığı hikâyeler… Ve hayat devam ediyor…

Siirt’te düğüne gittiğini sanan fakat karşılarında yeni bir düğün bulan dört hayat… Sivil masumiyetine sıkılan kurşunlar… Ve yarım kalan yaşam sevinçleri… Yarım kalan mutluluk hikâyeleri… Ve hayat devam ediyor… Çocuklar ağlarken…

Bitlis’te her şeyden habersiz bir yaşam… Belki de tek şansı vardı para kazanmak için… O da akranları gibi üniversite kazanma hayalleri kurmuştu belki de… Fakat kendisini polislik yüksek okulunda bulmuştu. Vakit burada tamammış meğerse… Yarım kalan hayaller… Ve hayat devam ediyor…
 
Bir tarafın hikâyesi sonlanırken diğer tarafın da sonlanmıyor mu ki?

Bu ateş nereye kadar yüreklerimizi yakmaya devam edecek… İnsanı insan olarak ne zaman görmek için adım atacağız. Dağda ölen de bizim evladımız, şehirde ölen de ne zaman diyebileceğiz… Yoksa kabaran milliyetçilik damarlarımızı öfkeyle törpüleyecek miyiz sadece…

Kandilde öldürülen nice evladın annesi de ağlamıyor mu? Belki aynı anne hem kandile, hem de asker/polis olan oğluna ağlıyor. 

Neresinden tutsak elimizde kalan bir muhabbetin son demlerindeyiz sanki. Sivil-masum-katil ayrımı yapılmadan öfkenin eline düşmüş kayıp benliklerin sürdürdüğü savaşın ne tarafında yer alacağımıza dair bir sızı yaşamıyor muyuz içimizde. Yoksa oh olsun mu diyoruz Ankara’ya, Kandil’e, Siirt’te vs…

Oh olsun mu gerçekten, daha yeni, zorla dağa çıkarılmış ve askerlere yem edilerek yaşamına son verilmiş gence… Belki de kandırılmış gence…

Oh olsun mu Siirt’te ölenlere, öncesinde ise Tunceli’de maç yaparken öldürülen çifte…

Taraf olmak için kimlik kullanmak istiyorsak vahyin önerdiği kimliği kullanmaktan başka bir çıkar yolumuz yoktur… Allah cehennemliklere bile kulum diyorsa, bizim kimseyi dışlama gibi bir lüksümüz yok efendim. Zira sınanmadığımız günahın masumu değiliz. Biz de oralarda olabilirdik ve biz de ölebilirdik… O yüzden hakkaniyetle haklının peşinde olmak için çabalamalıyız…

Bunu Kur’an buyuruyor bize… Bunu Rasul söylüyor bize… Düşmanınız bir gün dostunuz olabilir, zira hakikati geç de olsa bulabilir. O yüzden düşmanlığımızı kişiye değil, kötü hasletlerine yapmamız gerekiyor…

Eğer vahye inanıyorsanız…

Yoksa tüm bunlar size laf-u güzaf gelecektir…

O zaman bildiğinizi yapmaktan çekinmeyiniz efendim…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız