İkinci El, Temiz, Satılık Dert!


Dertlerimizi satılığa çıkarsak bir gün?

Evet, bir gün gerçekten dertlerden kurtulmuş olsak... Her şey farklı bir güzelliğin merkezi olsa, hiçbir sızı yaşamasak... Evet dertlerimizi gerçekten satmış olsak...

Ümmetin sızısını taşımasak yüreğimizde, kayıp kimlikler mezarlığına uğramasak, ikinci el bir hayatın son demlerinde oyalasak ömrümüzü...

Kâinatın, sessizliğiyle kulaklara hoş bir sada bırakan sesinin hükmünü saklasak ses tellerimizde, yaşamın yaşanılmayan nesi varsa yaşasak doyasıya ve sabahları güneşin doğuşunu hiç hatırlamasak...

Evet, bir gün gerçekten satsak dertlerimizi... Kaygısız bir sevgiye kucak açsak, hüzünsüz bir muhabbetin damarlarında dolaşsak ve gözyaşı değmeyen yastıklarımızın içine gömülsek....

Gecenin diriliğinde kaybolsak delice, ıssız sokaklarda yalnızlığı adımlasak, mezar taşlarında kendimizi arasak ve kıvrılsak soğuk bankların üzerine, buz tutmuş bir rüya görsek...

Ya da gecenin karalığında boğazımıza düğümlenen bir içeceğin etkisiyle kaybolsak...Çevremizdekilerin seslerine ses katamasak, insanların varlığında yalnızlığın o derin kuyusunda bulsak kendimizi... Yüreklerimizin daralmasını yükleyemesek bir sebebe... Ve dertlerimizi satmış olsak... Bulamasak...

Dertlerimizi satmış olsak... Alsa bizden Hz. Eyüp tüm dertlerimizi... Sabrın ikliminde dertleriyle dertleşse Eyüp (as)... Bizim dertlerimizi de konuştursa... Bizim dertlerimizi de sırtını dayadığı kayayla paylaşsa... Taş olan yüreğimizden daha yumuşak olan taş çatlasa... Biz ayakta dursak ve bunun nedenini bilmesek...

Bir gün satmış olsak dertlerimizi...

Musa (as) erbain dersiyle meşgulken çaresiz kalan Harun (as)'u hırpalasak, Yusuf (as) kuyuya düştüğünde mutlu mesut gözlerimizi kapasak, İbrahim (as) ateşe atıldığında içtiğimiz suyun yüreğimizi serinletmesini istesek, Nuh (as) gemiye bindiğinde dağların tepesine sığınmayı düşünsek, Lut (as) giderken arkasından bakakalsak, Muhammed (sas) Taif'e geldiğinde biz de elimize taş alıp değerli vücuduna atsak... Böylece asıl mutluluğu kaybetsek...

Dert insanı insan yapan en önemli olguysa ve biz dertlerimizi sevmesek de dertlerimiz bizi biz kılıyorsa... Varlığın sancısını çekmeden varlığı anlayamıyorsak ve mutlu olduğumuzu sanmak daha çok acıtıyorsa yüreğimizi... Biz dertlerimizi satılığa çıkarmakla ancak kendimizi satılığa çıkarmış oluyorsak... Ve vakit Eylül’e ulaşmışsa yeniden...

Kapamalıyız gözlerimizi, kâinatın ölümüne kulak vermeliyiz, asıl mutluluğun rahmetten geçtiğini bilerek hamde dokunmalıyız... Eylül'e kapılmalıyız, ölüme bakmalıyız ve derdimizi sevmeliyiz...

Eğer ki, kendi hayatımızın kahramanı olmak istiyorsak...

Yoksa ikinci el, temiz, satılık olan dertlerimizi sonsuza kadar alan birini bulabiliriz, fakat kilit vurulan yüreğimize mukabil…
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız

Unutma, "an" ki unutulmayasın...