Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acı..

Resim
hedef tahtasına alınan bir nişan..
kurşun sahte kimse bilmiyor,
yankılanan bir sessizlik,
tahtada derin bir acı..

düşen bir hüzün boşluklara,
sıcak kan saklı inşirahlarda..
damlayan gönül toza toprağa
utanmanın bedeli olmaz mı kuru dudaklarda..

saçaklar altında biriken buz,
düşmek ve düşmemek çelişkisinin donukluğu,
açılan ellere dönmeyen sevgi,
kapatılan gözlere sinen sancı.

hedef tahtasında açılan bir gedik,
ben sahteyim kimse bilmiyor,
kapatılamayan sensizlik,
ben de derin bir acı..

Ve..

Resim
,
paramparça, ölmüş bir hakikat şehre yayılan salâ.. musalla ağlar usulca, boynu bükük   bir tabut konar sessizce birden kapanır korkulu gözler, bir cehennem ateş düşen hayal, soğuk ruh  bir köşede bekleyen toprak.. sonu amin kokmayan, dudaklar utanmaz  konuşmaktan, rahmet fatiha bekler kimse bilmez, talkın verilir uzaktan duymayan kalplere.. ve herkes ayrılır, toprak kavuşur, yasinler iner, kabre doluşur, kalbe doluşur yürüyen toprak, tükenen insan ve ölüm..

Zarifce Zarifoğlu'ndan..

Resim
Elimdesin ey hayat Bir ceset gibi al Bırak kolayca bir kuytuya şimdi çırpın esişlerinle Bütün kıyılardan bir yalvarış gibi geç Darmadağın et uykularındaki köyleri Kır kır denizin gemilerini ...
Ve ben kımıldamadan duruyorum ölümümün başında Bana bu gece ölümüm gösterildi Büyük ak saçlı başım Dolunay gibi kaydı iki taşın arasından Dört kutsal kelime duydum Acz Nasip Rahmet Ölüm Dört kutsal kelime daha duydum Tutsaklık Teklif Kabul Özgürlük Ve dört kutsal kelime daha duydum Kendi sancağımdı tutunduğum Zulmedince kendim Lutfedince sen Seni andım hamdettim sana taptım
Cahit Zarifoğlu-Yaşamak

Nun ve Kalem.

“Bedenin kağıt, kalemin amel”  –Sagopa Kajmer

Kağıt ve kalem..

Kağıttan başlasak kızar mı kalem.. Uçlarını sivriltip bekler mi yüreğimize batırmak için büyük bir kinle..

Kalem.. Yemin edilen kalem.. Bu yemini bırakıp bizle ilgilenir mi dersiniz.. En iyisi kağıttan başlayalım.. Ahdimizi ahirimiz yapalım kalemimizle..

Bazen en değerlimiz, bazense buruşturup attığımız bir parçacıktır kağıt.. Değerliliğini üzerine kazınmış kelimelerden alsa gerek.. Bilmiyorum değerine değer katabilir miyim elimde kalemim.. Ya kelimelere söz geçiremezsem.. Ya kağıt yırtılırsa ve dağılan kelimeler misali ben de dağılırsam.. Silikleşirsem, değersizleşirsem..

Bütün bunları yaşanmamış kabul edip bir rüya dilesem, elimde tek değerlimle adımladığım, öylece..

“Bir yağmurun rahmetinde aklanmayı düşünürken kağıt geliyor aklıma..Ve üzerime yağan yağmura şemsiye olarak tutuyorum kağıdımı. Rahmete tutunacağıma, rahmet okunacak kağıdıma tutuklu kalıyorum..Ve silikleşiyorum büzülen şemsiyemin acizliğinde.. Eriy…

Duha'dan bir damla..

Resim
Ümitsizdin,kaybetmiştin kendini.. Savrulmuştun oradan oraya.. Nefsin dinmemiş, tatmin olmamış, yüreğindeki o derin pişmanlık duygusu büyüdükçe büyümüştü.. O, seni bu başıboşluluğundan aldı.. Kalbinin sahibi olan Allah, kalbinin hakkı tanıma yetisini harekete geçirmen için sana yardım etti. Önceydin, değeri olmayan nice şeyi önceleyerek onların tutsağı oldun.. Sonraydın, nice değerli şeyi sonralayarak özgürleşeceğini unuttun.. Bulunduğun yeri fark edemedin ey insan. Ama O sana bu derin çıkmazında da yardım etti.. Sana her daim yakın olduğunu gösterdi yine.. “Leyl”inden “Duha”na geçerken O’ydu senin yüreğinden tutan.. Görmezlikten alıp görür kılan.. İlmel yakîn keşkelerinden hakkal yakîn amennalara adımlamanı sağlayan, yine O idi..

Kaçındık, gerçeklerle yüzleşmemek adına

Resim
Kaçındık, gerçeklerle yüzleşmemek adına…
Sığındık çoğu zaman tanımadığımız avuçlarla. Yalvardık bize ait olmayan yüreğimizle. Yüzümüz kızarmadı bütün bunları yaparken. Ağzımızdaki kelimeler bir çırpıda cümleleşti. Dilimiz dolanmadı kelimelerin yabancılığına. Cümleler meramımızı anlatırken, düşünce dünyamız geçmiş zamanın eksikliklerini gelecek zamanla yamamanın hesaplarını yaptı.

Hz. Yusuf misali, hayatımızı okuyamadık.  Kayıplarımızın bizi bir gün Mısır’a sultan edeceğini…  Anlayamadık..  Kayıpların bir yerlerinden dönmeye çalıştık. Neresinden döndüğümüzü hatırlayamadık. Kârı zarara karıştırdık. Belki zaman dedik… Zaman ise bize aldırmadan ve dur durak bilmeden, gelecek bir “an”ı daha geçmişe taşıdı, “anı”laştırdı. Ve yine kaybeden biz olduk..  Gerçeklerde yitirdik hayallerimizi ve tuzla buz olan varlığımızın ümitsizliğinde son verdik sevdalarımıza, suskunca..

Karar Vermek ve Yaşamak..

Resim
Karar vermek iki ucu keskin bir bıçak gibi, karar verenin yüreğini kanatır. Çünkü karar verdiğin an her şey bitmiştir. Ne olacağını kestiremezsin ve bir şekilde verdiğin kararda sebat göstermen gereklidir. Zordur ve sancılı gecelerin ardından gelen ne olduğunu bilemediğin bir yoldur.


Yaşamak ise karar vermek demektir. Yaşamak tüm alternatifleri ortadan kaldırmak demektir. Geçmişinden geleceğini ayıklamak demektir. Geleceğinin çizdiği yola uygun olan geçmişini, kaybolduğu derinliklerden çekip çıkarmak demektir. Bu yönüyle sancılıdır. Seçip ayırmak zordur çünkü..

İstanbul'un çocuk üzerindeki etkisi :)

Resim
Bir çocuk düşünün, öyle büyük değil küçüğünden..

İstanbul'a otobüs yeni giriyor ve çocuk muhtemelen babasıyla konuşuyor telefonda..

Gerisini çocuğun ağzından dinleyelim:

"Vapur gördüm, hee burası çok güzelmiş, ben burada kalıyorum, Adıyaman'ın da nesi güzelmiş.."

Evet İstanbul'un çocuk üzerinde etkisi, daha vapuru görmeden vapur hayalini gösterebiliyor çocuğa. Ayrıca memleketin pabucu da denize atılıyor efendim.. :))

Bunları duyduktan sonra "Ey İstanbul, sen neymişsin be.." diye haykırmak istedim ama utandım, yapamadım..

Vedûd Allah..

Resim
Bana sevgiyi bir kelime ile anlat dedi..

“Vedud” dedim..

O zaman bana sevgiyi bir cümle ile anlat dedi..

“Vedud Allah..” dedim

Tamam, bir de paragrafla anlat bana sevgiyi dedi..

“Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud,Allah..” dedim..

Sustu baktı gözlerimin içine, o bir şey demeden ben aldım sözü..

Sevgi anlatıl/mış/ıyor/acak, görüyorsun işte her yerde, her daim.. Dönüp de bir baksana âleme dedim..

Yine sustu, gözlerimin içindeki gözlerini kaydırdı yere..

Bak dedim, sevgi anlatılmaz, anlaşılır ancak, sevgiyi tatmak gerek dedim..

Sevgi tadılmadan da anlaşılmaz mı dedi kafasını göğe kaldırarak..

Sustum bir süre, sonra dedim bu konuyu sevdin galiba, iyisi mi buradan ötesine bir Vedud deyiver, sussun âlem, konuşsun kainatın sahibi Allah.. Ve sen sadece dinle, yoksa inle..

Durdu, dudakları kıpırdamaya başladı, dilinden süzülenleri topladım göğe uçmadan: Sev Allah, sevil Allah, sevi…

Kayıp gülden kalan şükür..

Resim
Bugün kayıp gülü okudum..

Kitap güzel kurgulanmış ve aldığım duyumlar gibi çok da akıcı.. Böyle bir kitap olabileceği, o kadar konuşulmasına rağmen, aklımın ucundan geçmezdi..

Kırmadan dökmeden insana kendisi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi ve yine kendisi ancak bu kadar ince bir şekilde fark ettirilebilirdi..

Yazara kendi içimden teşekkürler sunarken, kitabın kapağını kapatıp, derince aldığım nefese ortak olan yanımdan şunları işittim;

"Rabbim, kendimle konuşabildiğim için sana şükürler olsun.."

Neden Delirmek??

Resim
Delirenlere selam demiştik en son..

Neden delirmek sorusuna cevap aramamış, kısacık bayram muhabbetimizin arasına sıkıştırmıştık bunu galiba..

Geçen yazıyla birlikte "deli" temasına ikinci kez değinmiş olduğumu fark etim. İlk olarak mavi marmara şehitleri/gazileri için kullanmıştım. Öyleydi, deli olmak lazımdı o gemide bulunmak için.. İkincisi ise Hz.İbrahim ve İsmail hakkındaydı..

Peki daha kimler vardı deli olan ve ben neden delilere selam göndermiştim.. Ve durduk yere neden delirmekten bahsetmiştim..

Bu mevzuya derinlemesine ama kısaca dalalım..

Hz.Adem; insanlığın temsilcisi ve kainatın ağırladığı ilk misafir.. "Yasak ağaca dokunma" uyarısına rağmen bir delilik yapmış ve o ağaca dokunmuştu.. A Adem(as), "deli miydin" cennetten kovuldun da dünyada Rabbimizin sıfatlarının/isimlerinin aynası,tecelligahı oldun..

Hz.Nuh; insanlığın ikinci atası,bittim noktasının/duasının sahibi.. Karada neden gemi yapmıştın ki, bilmiyor muydun işiteceğin sözü: "deli mi…

Bir(dir) bayram (delilere)

Resim
Bugün  bayram..

Kimine göre mutluluk, kimine göre ise hüzün günü..

Öyle değil mi, daha dün trafik kazasında otuz küsür insan kurban oldu.. Evet bir gün önce tüm mutluluklarını ceplerine doldurmuş yola çıkmışlardı bu insanlar.. Kimi uzun zamandır görmediği babası/annesiyle dolu dolu bir bayram geçirmek, kimiyse çocuklarıyla/ailesiyle beraber bayram mutluluğunu paylaşarak çoğaltmak için yola çıkmıştı.. Belki de tamamen farklıydı yola çıkış nedenleri.. Aslında önemli olan, bayrama bir gün kala asıl bayrama kavuşmalarıydı. Peki arkalarında bıraktıkları gözü yaşlı insanlar.. Bunu önemsemiyorlardı onlar.. Önemli olan sevincin ve hüznün kırılmalarında insanın acizliğine şahitlik edebilmesinde şahit kılınmalarıydı.

Evet, insan bir kez daha iliklerine kadar acizliğe batmış öylece şaşakalıyordu yaşadıklarına..

Her neyse, asıl konu bir bayrama daha kavuşmuş olmamızdı.. Kantarın ucunu kaybetmeden kaçmaması için bir yerlere bağlayayım.. Elhâsıl, bayrama erişmemiz sevinmemiz için yeterli bir sebep …

Bismillah..

Bismillahirrahmanirrahim..

Bu kez herşey ve yine ben şahit olsun, oku(n)duğuma, yaz(ıl)dığıma..