Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hayata (kısa/uzun bir) Mola...

Resim
güneşin doğuşunu izlemek, ya da güneşin doğuşunda izlenmek, bahaneler zayıf da olsa, umut kaybedilmişse, artık kelimelere hükmetmek zorlaşır...

Bir Musibettir, Yaşamak, Bin nasihat

Resim
Kaygılanma küçüğüm…

Yalnızlığa bürünelim bu gece. Sabahın kıyısına ulaşıncaya dek, dolaşalım delice şerrin damarlarında. Özgürlüğüne kavuşturalım umutsuzluk zehrini yorgun sokaklarda. Ellerini umuda açan bir dilencinin, sigara kokan nefesinde bulalım ölümü. Ölüm alalım narin bedenlerimize. Ölüm olalım.

Düştüğün yerden kalk artık küçüğüm…

Gözlerinde tükenen dünya coğrafyasının dört bir tarafına uçurtma yollayalım. Çılgınca sabaha kadar dualar edelim seninle. Başımızı utancımızdan kaldırmayalım secdeden. Unutalım gitsin hayatı. Rüyalarımızda gezelim tüm kâinatı. Sevinçlerine ortak olalım uçurtmalarımızın. Sonuçlara ne de çok sevinelim, bu sevinçle uykudan uyanalım, bu ateşle…

Hayalin yamacında tutunalım gerçekliğe. Hayy olandan alalım yüreğimizdeki güç ve enerjiyi. Kavrulan benliklerin acı yüklü yaralarını kapatalım seher vaktinde. Tespih taneleri gibi dağılalım kan kokulu kabuklara ilişmeden. Sonra tırnaklarımızla kazıyalım yaptıklarımıza aldanarak. Neye aldandığımızı bil…

Ölümü Eskitmek

Resim
“Ölümü eskittik”[Ramazan Kayan]
Çok afili bir cümle... İki kelimeden oluşuyor: “Ölüm” ve “eski-(tmek)”… Edilgen bir yükleme sahip cümle.  Aslında “eskitmek” fiili etken bir yüklem, zira fiili yapan belli... Fakat ölümü eskitme işini muhtemelen kimse üzerine almayacaktır. Belki de bu yüzden“eskittik” yüklemine bağlı gizlenmiş bir “biz” öznesi de var… “Biz”in gizlendiği yerler bana nedense bir kuşku ve şüphe yüklüyor. Size yüklemiyor mu?
Ölüm eskir mi eskimez mi?
Önce “eskitmek” nedir ona bakalım. Sözlüklere göre eskitmek: “Çok kullanarak eskimiş duruma getirmek, yıpratmak; Etkisini sürdürememek; Yaşlandırmak anlamlarına geliyor.  Eskitmenin kendisinden türeyen eski ise Tdk’da yer alan “ağızlar sözlüğünde” ilginç anlamlara geliyor: Çamaşır, Giysi, giyecek, İşte giyilen frenk gömleği,İşe yaramayan bez parçası, Çaput, bez parçası, Kadınların manto yerine giydikleri uzunca bir giysi, Kadim, eskimiş” 
Ağızlar sözlüğünde bu anlamlara gelen eski kelimesi ortak anlam olarak çamaşır, giysi, giyec…

Kalplerde olmayan

Resim
Yazmak güzeldir. Bir bahar muştusu taşımaktır kâğıda. Belki de ağaçlardan müteşekkil kâğıda ağaç gibi çiçek açtırmaktır. Bu yüzden kâğıda tutuşmuş her yazının, kâğıt için bir bahar olduğunu düşünürüm. 
Yazılar kelimelerden oluşur. Yani kâğıda bir nevi kelimeler bahar getirir. Sadece kâğıda da değil, gönlümüze de bir bahar getirir. Yazmak bu anlamda bahara ortak olmaktır. Her yazının başlangıcı bahar, bitimi bir başka bahardır. Kış ve yaz ise bu iki bahar arası yoldaş olur kalemimize/klavyemize...
Kış ve yaz baharlarımızın niteliğini belirler. Yazarken yazımıza da taşıdığımız kış ve yaz, aslında hayatımızın en temel iki mevsimidir. Doğumumuz bir bahar, ölümümüz ise bir başka bahardır. Hayatımızın en temel yılları kış ve yaz arasında geçer. Hayatımızın en çetrefilli yılları, en değişmez değerleri değiştirmeye kalkıştığımız yıllar yine kış ve yaz mevsimine denk gelir. En olgunlaştığımız yıllar yazımızdır, daha sonrası için kışımıza gözlerimizi diker ve ona doğru yol alırız. Ve son baharımı…

Sanki gidiyordum...

Resim
Sanki gidiyordum…
Gözlerimde birikmiş mutlulukları savurarak geçmişime. Sancılı geçen yıllarıma nazire edercesine…  Toz toprak altında inleyen bedenimi Rahmet yağmurlarına emanet ederek, sessizce... Yüreğime akıp giden solgun bir nehire bıraktığım ilk tebessümümle…
Sanki gidiyordum…
Hali pür mealimi bilmiyordu kuşlar. Kanat çırptığım diyarlardan habersizdiler. Sıcak ülkelere değildi yolculuğum. Sıcak ülkelerden kaçıştı benimkisi. Kuşlar anlamadılar beni. Kanatlarımı kırdılar. Uçamıyordum artık, ki bulamamıştım gökyüzünü…
Sanki gidiyordum…
Hissediyordum, görünmez bulutlar kovalıyordu hayallerimi. Bir şimşek beliriyordu yanaklarımda. Ardından gözlerime dökülen ben… Kendi kendime güneşi engelliyordum. Kendimden… Belki de bulmuştum, gök, Yüz’ündü…
Sanki gidiyordum…
Tüm unutulanların üzerine, asilce pişmanlık türküsü mırıldanıyordum. Son mısrasını yazamadığım türküyü garipçe sahipleniyordum. Sahipliğimin sorumsuzluğundan pişmandım. Tutamıyordum hiçbir şeyi. Gidiyordum sanki ama pişmandım. Kendim…