Sanki gidiyordum...



Sanki gidiyordum…

Gözlerimde birikmiş mutlulukları savurarak geçmişime. Sancılı geçen yıllarıma nazire edercesine…  Toz toprak altında inleyen bedenimi Rahmet yağmurlarına emanet ederek, sessizce... Yüreğime akıp giden solgun bir nehire bıraktığım ilk tebessümümle…

Sanki gidiyordum…

Hali pür mealimi bilmiyordu kuşlar. Kanat çırptığım diyarlardan habersizdiler. Sıcak ülkelere değildi yolculuğum. Sıcak ülkelerden kaçıştı benimkisi. Kuşlar anlamadılar beni. Kanatlarımı kırdılar. Uçamıyordum artık, ki bulamamıştım gökyüzünü…

Sanki gidiyordum…

Hissediyordum, görünmez bulutlar kovalıyordu hayallerimi. Bir şimşek beliriyordu yanaklarımda. Ardından gözlerime dökülen ben… Kendi kendime güneşi engelliyordum. Kendimden… Belki de bulmuştum, gök, Yüz’ündü…

Sanki gidiyordum…

Tüm unutulanların üzerine, asilce pişmanlık türküsü mırıldanıyordum. Son mısrasını yazamadığım türküyü garipçe sahipleniyordum. Sahipliğimin sorumsuzluğundan pişmandım. Tutamıyordum hiçbir şeyi. Gidiyordum sanki ama pişmandım. Kendime gelememekten…

Sanki gidiyordum…

Kıyısında soluyordum sevginin kokusunu. Baharda kovalıyordum ilk heyecanları. Artık yaşamak, kırk ikindi yağmurları altında dolaşmak kadar sevimli değildi. Şimdi sıcak bir kış arıyordum. Mevsimlerin uzağında yaşadığım sonları baharlara gömüyordum. Yaz parçalara ayrılıyordu. İlk yazımda kaybediyordum mevsimi. Son yazımda mutluluklar fısıltısına doğru koşuyor olmayı umut ediyordum…

Sanki gidiyordum…

Ya da bir hayal ile geliyordum…

Kim bilir…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız

Unutma, "an" ki unutulmayasın...