Ölümü Eskitmek



“Ölümü eskittik”[Ramazan Kayan]

Çok afili bir cümle... İki kelimeden oluşuyor: “Ölüm” ve “eski-(tmek)”… Edilgen bir yükleme sahip cümle.  Aslında “eskitmek” fiili etken bir yüklem, zira fiili yapan belli... Fakat ölümü eskitme işini muhtemelen kimse üzerine almayacaktır. Belki de bu yüzden“eskittik” yüklemine bağlı gizlenmiş bir “biz” öznesi de var… “Biz”in gizlendiği yerler bana nedense bir kuşku ve şüphe yüklüyor. Size yüklemiyor mu?

Ölüm eskir mi eskimez mi?

Önce “eskitmek” nedir ona bakalım. Sözlüklere göre eskitmek: “Çok kullanarak eskimiş duruma getirmek, yıpratmak; Etkisini sürdürememek; Yaşlandırmak anlamlarına geliyor.  Eskitmenin kendisinden türeyen eski ise Tdk’da yer alan “ağızlar sözlüğünde” ilginç anlamlara geliyor: Çamaşır, Giysi, giyecek, İşte giyilen frenk gömleği, İşe yaramayan bez parçası, Çaput, bez parçası, Kadınların manto yerine giydikleri uzunca bir giysi, Kadim, eskimiş” 

Ağızlar sözlüğünde bu anlamlara gelen eski kelimesi ortak anlam olarak çamaşır, giysi, giyecek gibi anlamlar çerçevesinde bir konuma yerleştiriliyor. Bu anlamda eski kelimesi çerçevesinde karşılaştığımız bu durum bizi ölüm ile birlikte farklı bir düşünce denizinin kıyısına getirip bırakıyor. 

Yine “ağızlar sözlüğünde” eskitmek kelimesine, bir deyimin parçasıyken rastlıyoruz; “ağız eskitmek”. “Boşuna çene yormak” anlamına gelen bu deyimde, değerli olan ağzın veya sözlerin, bir iş karşısında değersizleştirildiği veya öyle bırakıldığı, yani boşa geçen bir zamana neden olduğu belirtiliyor. 

Ölümü eskittik cümlesi, bu anlam dünyasının kırıntıları arasında bize çok şey söylüyor. Öncelikle “eski” kökü, halk ağzında çaput- bez parçası anlamlarıyla bir nevi ölüme giderken götürdüğümüz bez parçasını çağrıştırıyor.
Eskitmek, yine değerli olan bir şeyin değersizleşmesini ifade etmesi bakımından yanımızda götürdüğümüz bez parçasını değerlendirecek tek şeyin yine “biz” olacağını ifade ediyor. Ölüme değer yükleyen, aralarda gizlenen özneliğiyle; “biz”…

Gizli özne olmanın rahatlığında, ölüme aday olmayacağımızı düşünerek gözümüzde ölüm hakikatini değersizleştirdik. Görmezden gelemezdik. En kısa yoldan ruhunu bırakıp sadece cesede odaklandık. Ölüme bu denli bağlı olup ölümden ise bu kadar uzak olmak... Cesetleri toprak altına bırakırken ceset olan bir ölümle baş başa bırakıyorduk kendimizi. Ölümü anlamından soyutluyorduk. Hem de umursamaz bir tavırla… Belki de Epikür şu hali ahvali görse, muhtemelen ölüm felsefesini değiştirirdi…

Kader böyleydi… Ölümü kaderin çatısı altına aldık. İnna lillah… O’ndan geldik O’na dönüyorduk, ama… Ne zaman ölümün bir gerçek olduğunu ve kendimizin de ölüme aday (layık) olduğu gerçeğine ikna olabilecektik?
Gün geldi gözlerimize dökülen yaşlar oldu ölümler. Bu kez Yasinlere yükledik tüm meramımızı. Ölümün içindeyken bile ölümden uzak olduk. Ölümden bu denli kaçışı başka hangi cümle taşıyabilirdi. “Biz” gizlendik ve ölümü eskittik, hatta daha kötüsünü yaptık… 

Şimdi herkesin bir yerlerde gizlenmiş bizin hakkını vermek adına kendisine sorması gerekmiyor mu?

Ölümü eskittik mi?

Bence el Fatiha…

Ölüme…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız