Rachel Corrie...


Konup göçtü alemden sesin,

Bir baharın dirilişi gibiydin sen.

Bize her an baharı hatırlatan...Her Mart'ta baharı dirilten...

Bahar, sarı saçlarının arasına yerleştirdiğin gülümsemen oldu bize.

Vicdan, dozerlerin altında ezilen hayatın...

Bir Filistin kızıydın sen, bir Filistin...

Korkusuzca bir şeyler yapmak için ses verdin, sesi oldun sessizlerin.


Kıvrılan bakışların toprağın canını acıttı... Can verdin, can kattın canını feda edenlerin kanlarıyla suladığı toprağa...

Sen hiç düşünmedin kendini, hiç...

Sen senin gidişine bile bir el sallayamadın, elveda diyemedin kendine,

Son nefesine son sözlerini sıkıştıramadın.

Oysa biz ancak son nefesinle aynı nefesi aldığımızı hatırladık,

Kendi nefesimiz gibi kullandık nefesini, seni kendimizden saydık...

Bize hakkını helal eder misin?

Biz seni hâlâ anlayamadık,

Sıcak yuvandan uzaklara gitmeni ve cesurca karşı koymanı zalimlere, anlayamadık...

Yarın boynumuza sarılıp "neden?" demenden o kadar korkuyorum ki...

"Neden bıraktınız onları bir başlarına..." demenden...

Ölümden başka bahanemiz olur muydu yanında, bilmiyorum...

Bilmiyorum işte,

Bir bahanem olsun diye düşüyorum bir not kendime...

Ve seni anlamak için anlamın tam ortasında kırıyorum sözcüklerimi...

Dudaklarının kenarından dökülen kana... Bir damla kana karşılık gelir mi tüm sözlerim şimdi?...

Kendimi avutuyorum...

Üzgünüm, varlığıma dönüyorum, duaya duruyorum, fatiha'ya sarılıyorum...

Kendimin olmayan tek sözlere işte...

Sarılıyorum kefen niyetine...

Senin sayende...



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız

Unutma, "an" ki unutulmayasın...