Asrın'la muhabbete devam... (Sen Bir Kelebeksin asrın...)

Kanatlarını yeni çırpan bir kelebek gördün mü hiç asrın? 
Ne kadar da sana benziyor biliyor musun? 
Gurbete adım atıyor çaresizce… Kısacık bir yaşama süzülüyor usulca…
Sen hiç kelebek olduğunu düşündün mü asrın? 
Uzun sandığın yaşamın bir saatlik bile hükmünün olmadığını 
ve uzunca, geceler boyu kurduğun hayallerinin hiç de zamansal bir değerinin olmadığını… Ol(a)mayacağını… Düşündün mü?
Sen hiç akletmez misin asrın?… 
Ne kadar da ismine benziyorsun… Zamana ne kadar da kanmışsın… Aldanmışsın… 
Oysa sen bir kelebeksin asrın...
Geniş dünya ovasının dallarına konup, alemin sana şahit olmasını bekliyorsun...
Uçmak, zamana tatlı bir anı bırakmak... 
Ve çok iş yaptığını sanarak yoruldum çığlıklarında bulunmak...
Sana hiç yakışıyor mu asrın?
Kalbindeki muhabbet ve meveddeti tüketiyorsun...
Zamanda kayboluyorsun, hakkını veremiyorsun hayatının...
Biliyorum, çok zorlanıyorsun yaşamaktan asrın.
Ve çok da istiyorsun ölümü...
 Peki hâlâ insanın kanatlarının ne olduğunu bilmiyor musun asrın?
Kendine ne kadar da yazık ediyorsun,
Bilmelisin ki insanın kanatları dostlarıdır...
Dostlarına iyi bak asrın,
O büyük Dostu'ndan gelene/gönderilene iyi bak asrın...
 Dostların, o büyük Dost'un yeryüzündeki tecellilerindendir...
Dostlarına, kardeşlerine bir daha bak, Rabbinle bak...
Ve kelebek olduğunu sakın unutma asrın...
Ki her şeyin geçici olduğunu düşünüp, değersizleştirme politikasına kapılmayabilesin...
Her şeyin Yaratıcısından değerlendiğini anlayabilesin...
Ve hiçbir şeyi değersiz görmeyebilesin...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız

Unutma, "an" ki unutulmayasın...