Soru mu, Yoksa Sorun mu?



Bir Sarmalın Tam Ortasında...
Belki de gün gelir… Kapını çalar tüm siyaha çalan duygular...

Karanlık bir dehlizde nefes vermekte olan siyah bir karıncanın adımlarında… Evet, o küçücük adımlarda... Kayboluşunu dile getirir satırlar.

İstersin ki olsun… Olmasını istediklerince yüzüne inen tokatların sersemliğinde bırakırsın sokaklara ruhunu… Serseri bir mayın gibi patlamaya hazır bir şekilde gizlice kaldırımlara sığınırsın. Hasretine yazılan şarkının nakaratında... Bir türlü bulamazsın kendini.

Sanki emanet bir yaşamda saklı emanet bir nefesi çekersin ciğerlerine. Hiçbir şeyi benimseyemezsin. Kaçmak istersin, nafile… Sabitlenirsin durdukça… Dünya daha da döner... Dünyan sonlanırken...

Bir parçacık sevgi bulutunda, rahmet beklersin gözlerden düşen yaşlara… Belki de zahmet olursun yüreğine. Her şey bitmişçesine… Yük olursun her yere… Küçücük bedenini sığdıramazsın hayallerine. Gerçeklerinde yer bulamazsın kendine.

Bir gün biter sahtelikler. Hayal kırıklıklarıyla yer değiştirir son umut… Zâhirî duyguların bâtınî yansımalarında parçalanır benlikler… Söner aydınlık… Karanlıklar bizimdi, oysa… Hakikat öyle değildi.

Bir sevip bir sevemezdin. Kalbinde sonlanırdı fallar. Ellerinde biriken cansız zamanların gidişine ağıt yakarken, mevlitlerin okunurdu sessizce. Bir Fatiha yüklü anlamına, yeniden anlamlar yüklenirdi. Fakat…

Film başa sarar her seferinde. Kimse gelmez ölümüne. Senden başka kimse şahit olmaz. Kimse mezarını bilmez. Kimse üzerine toprak atmaz. Kefenin olur yağan kar. Namazın olur baharlar…

Ölmeden önce ölürsün… Belki de ölerek ölürsün. Ölmenin tadını çıkarır mı insan?… 

Canlı bedeninin, ölmüş azalarında oluşan pıhtılarda birikirken öfken…  Geriye dönecek bir nefes bulamazsın… Korkmazsın… Belki kaybolursun şimdi… Dimağında tohumlanırken ölüm… Kök salar kalbine... Zaman geçtikçe daha da acı verir sessizlik... 

İstersin ki olsun. Fırtına dinsin, yüreğin demir atsın sevginin kıyısına. Kayboldukça bulabilesin kendini. Öldükçe nefesin daha da güçlensin… Öfken dindikçe umutların yeşersin… İstersin… Güzel bir poz vermek... Ölüme...

Sanki olacak gibi, adam akıllı istersin. İstemekle kalmazsın bazen. Yüzüne her çarpan tokatla biraz daha istersin. Sanki istemek duygusu seninmiş gibi. Sanki istedikçe olacakmış gibi. Gerçekten istemiş gibi…

Ölüler isteyemez dostum. Öldüysen isteme… Çırpınma, kalbini dindir, öfkeni yut ve kaybol artık…
Bitsin bu hikaye… Bir yerlerde kalsın tatlı anılar…

Hatıralarda yad edilecek mutlu mesut bütün anıların üzerine dökülen kahvenin izi gitmesin… Gitmesin ki görünmesin hiçbir şey… Öldüysen… Eğer…

Yok, ölmediysen bil ki dostum öldü bütün kainat… Geceye döndü güneş. Karardı gözlerim ve sarsıldı bedenim, yine bir deprem gibi…

Gitmek ne zamandır insanın başını döndürür oldu dostum?…

Soru mu?…

Galiba sorun daha büyük…

Ölüm kadar… Ya da ölmem kadar…Ölüme gülümseyişim kadar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız