Kimilerine göre Sevgi /Aşk Üzerine..


Koşuşturmalar… Yoruyor beni. Adımlarım bazen taşıyamayacak sanıyorum kaskatı bedenimi. Aslında adımlarıma aldırmıyorum da yüreğimin adımlarıma uymasından korkuyorum. Çünkü yüreğimin de bir gün o dinamik yapısını kaybedeceğini ve teklemeye başlayacağını düşünüyorum. Oysa korkum boşadır, onun da bilincindeyim. Ama nedense bir telaş kaplıyor bedenimi ansızın.. 

Bazen bir kağıt olarak görüyorum yüreğimi. Kıvrılıp eskimeye başladığı o an, yeni yazılan bir satırla varoluşunun mutluluğunu hissediyorum defalarca. “Yüreğimiz kağıtsa, bu kağıda istediğimiz şekilde bir aşk yazılır” diyor uzaklarda klavye tuşları. Ne kadar doğru muallâk.. Aşk dediğimiz şeye takılıyor zihnim. Aşk nedir ki?

Bitmeyen bir şey diyor, dost. Sonu O’n(d)a olan bir şey biter mi ki? Ekliyorum zihnime usulca; veya başı O’(nd)a olan…

Her şey O’nun sevgisiyle başladı. Belki de O’nun, bizim de O’nu seveceğimizi bildiğinden, aynı anda hem severek hem de sevilerek başlamıştı.

Vedûd esması düşüyor geceme. Seviyorum ve seviliyorum. Ne güzel, bir kez daha diyorum kendi kendime ve bir kez daha… Yüreğimi küçük mutluluklar sarmalıyor. Anlıyorum ki insan muhtaç sev(il)meye. Ve İnsan, kendisini birilerinin sevmesine muhtaçsa o, BİR VE TEK olan olsun demek geliyor içimden. Duruyorum. Sevilmek kelimesi düşüyor bir yerlerden kağıda…

Sevilmek…

İş sevilmekle mi başlıyordu? Tercih hakkını bize sevilmemiz mi veriyordu acaba? Sevsek tercihimizin hangi noktasında özgürleşecektik?

Sevmek bir yaraydı bülbüle göre… Ama bülbül güle giderken her şeyi göze almıştı. O da biliyordu ki, ne sevmekti bunun adı ne de sevilmek… Her ikisi de can yakardı. İkisini tümlemek tüm yüzde hesaplamalarının ilerisindeydi. Belki de sev(il)mek hesap kitap işine vurulmazdı. Sevilmek seçmemektir diye düşünmüştü uzaktan izleyenler belki. Sevmek seçmektir demişlerdi ya da her ikisi de… 

Sevmek diğerlerinden vazgeçmekti bu kesindi. Belki kendinden bile vazgeçmekti. Bu özgürleşmekten çok tutsaklık olarak göze çarpıyordu ilk bakışta. Fakat bu durum sevgimizi kime yönelttiğimizle birebir ilişkiliydi. 
Siz kime yöneltiyorsunuz sevginizi; özgür olana mı, tutsak olana mı, yoksa her ikisinin ve her şeyin sahibine mi? Ya da kimin için seviyorsunuz? Kendiniz için mi, sevdiğiniz için mi yoksa sevginin Sahibi için mi?

Neyse, soruların yerine cevaplardan bir buket sunuyorum, son söz niyetine “sözler”den bir alıntıyla:
Görmüyor musun ki, mecazî aşklarda yüzde doksan dokuzu, mâşukundan şikâyet eder. Çünkü, Samed âyinesi olan bâtın-ı kalble sanem-misal dünyevî mahbuplara perestiş etmek, o mahbupların nazarında sakildir ve istiskal eder, reddeder. Zira, fıtrat, fıtrî ve lâyık olmayan şeyi reddeder, atar. (Şehvânî sevmekler bahsimizden hariçtir)(24.söz)

mâşuk : aşık olunan      âyine : ayna    bâtın-ı kalb : kalbin içi   sanem-misal : put gibi
mahbup : sevgili            perestiş : tapma derecesinde aşırı değer verme     sakil : ağır
istiskal : soğuk muameleyle hoşlanmadığını göstermek, küçümsemek

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdansız İnsanlığımız